<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Depkac - Blogs</title>
		<link>http://depkac.com/blogs/</link>
		<description>Muzik , Edebiyat , Felsefe , Sinema ve anime uzerine tartisma forumu</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sun, 14 Mar 2010 22:27:51 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://depkac.com/images/altfrm/misc/rss.jpg</url>
			<title>Depkac - Blogs</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Akıcı olmak üzerine</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/onemanarmy/akici-olmak-uzerine-2267/</link>
			<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 21:59:47 GMT</pubDate>
			<description>Ömrümün geçen her saniyesinin hayal kırıklıklarıyla dolu oluşunu asla anlayamayacaksınız. Nasıl...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ömrümün geçen her saniyesinin hayal kırıklıklarıyla dolu oluşunu asla anlayamayacaksınız. Nasıl yürüneceğini bildiğim halde sadece emeklemek zorunda kalmayı, okumayı öğrendiğim halde okula birinci sınıftan başlamak zorunda kalmayı...<br />
<br />
Beni yarı yolda bırakan bazen benliğimin kendisi oldu, bazense çevremdeki şartlar. Her hayalkırıklığı değiştirdi beni. Yaşadığım her başarısızlık eski halimden nefret etmeme neden olacak şekilde yonttu. İçinde bulunduğum toplumda başarısız sayılabilecek bir birey olduğumu düşünmüyorum. Aksine beni örnek alan insanlar bile vardır birkaç tane. Örnek alınmayı ben istemedim. Yaptığım iş örnek alınabilecek bir iş değil. Bir elin parmakları kadar hayalperesti peşinden sürükleyen, bir aptal rüyası işte. <br />
<br />
Ben olduğumdan fazlası değilim. Olduğum şeyse pek çok şeyden fazla... Anlamanızı beklemiyorum. Belki de zaten istemiyorum. Kimsenin okuyamayacağı şekilde kriptolanmış bir itirafname yazmanın manasını inanın bende bilmiyorum. Oysa gerçekten bir ihtiyaç söz konusu. Ormana giderken yere ekmek kırıntıları bırakmaktan farklı değil. Bir gün bu yazdıklarımı görmeyi umacağım ama bu asla olmayacak. Ne yaptığının farkında olmayan depkac kullanıcıları izleri yiyip bitirecek. İleride sizden nefret etmeliyim.<br />
<br />
Tanrı herkese bir yetenek verdiğinde sanırım benim için  Türkçe'nin yanında akıcı olarak delice konuşmamı uygun görmüş. Söylediğim sözlerin tamamı belki başka bir zaman diliminde doğru kişinin hayatını değiştirebilirdi. Bu haliyleyse sadece garip duruyorlar. Hayat böyle bir şey olsa gerek.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Onemanarmy</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/onemanarmy/akici-olmak-uzerine-2267/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>love hurts</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/mojorisin/love-hurts-2266/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 00:28:16 GMT</pubDate>
			<description>herşey normal gibiydi, die inandırmıştım kendimi.. sonra kendimi birden yatakta sancılar içinde...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>herşey normal gibiydi, die inandırmıştım kendimi.. sonra kendimi birden yatakta sancılar içinde buldum.. çıktım koridora bir sigara yaktım, hoş bir müzik çalıyodu kulağıma şimdi ne olduğunu tam hatırlamıorum, izmarite bakakalmışken farketmiştim artık O yoktu..<br />
bir anda tüm o dört yıl bitmiş miydi? yok mu olmuştu? <br />
ben niye hala burdaydım? herşey O'na aitti, O'nla ilgili ama ya şimdi? aradaki kilometrelerce yol mu neden olmuştu buna? niye öyle demiştim ki, suçlu ben miydim, hayat mı ? acaba var mıydı haklı olan aramızda? müzik bittiğini pakette kalan son sigaram haber verdi, onu da yakıp iki nefesten sonra ezdim geçtim..<br />
<br />
ama şimdi hatırlıyorum şarkıyı; kamyonlar kavun taşıyordu..</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>MojoRisin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/mojorisin/love-hurts-2266/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Darth Vader Türk müydü?</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/onemanarmy/darth-vader-turk-muydu-2265/</link>
			<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 20:47:25 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Geçtiğimiz yıllarda Elvis Presley'den Sting'e evrenin yarısından çoğunun aslında Türk olduğunu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Geçtiğimiz yıllarda Elvis Presley'den Sting'e evrenin yarısından çoğunun aslında Türk olduğunu keşfetmemizi sağlayan bilim adamları son keşiflerini, yani Darth Vader'ın türk kimliğini doğruladılar.<br />
<br />
Türklerin orta asya'ya yerleşmesinden uzun yıllar önce çok uzak bir galaksiye yaşayan Lord Vader'ın Türk kültürüne ait izler taşıdığı çeşitli örnekelrle belirlendi.<br />
<b><br />
Göçebe hayat:</b> Destroyer gemilerinde yaşayan Vader ve ordusunun bilinçli olarak yerleşik hayattan kaçındığı ve fırsat buldukça çin köylerini yağmaladığı belirlenmiş.<br />
<b>AT-AT = AT:</b> AT AT'lerin Türk kültürünün önemli öğelerinden olan atların atası olduğu ve orta asyaya acil iniş yapan türklerin gördükleri bu hayvanlara kendilerine AT-AT'leri hatırlatması üzerine at ismini verdikleri düşünülüyor.<br />
<b>Death Star= Gök Tengri:</b> Sith'lerin Death Star ismini verdikleri devasa put'un aslında gök tengri olduğu düşünülüyor. Türklerin Gök Tengriyi soyut bir tanrı olarak görmesinin nedeni Death Star'ın Skywalker ( Gökte yürüyen, dolayısıyla gök tengri'nin üzerine basıyor) tarafından yok edilmesi olarak düşünülebilir.<br />
<br />
Bunların yanısıra Darth Vader'ın karısı padme'yi boğarak öldürmesi ve çocuklarının peşine düşmesi ülkemizdeki Töre anlayışının kökenlerinden sayılabilir.<br />
<br />
Tahmin edebileceğiniz üzere force hakkında da çeşitli teoriler var. Force'un temelini oluşturuan midikoliran'ların günümüzde türk anneleri tarafından mikrop olarak algılanmaları yüzünden nesillerinin tükendiği düşünülmektedir. Çeşitli savaşlara ve güçteki bütün değişimlere dayanan midiklorianların temizlik delisi annelerin sıcak su ve sabun saldırısı karşısında nasıl yok olduklarıysa bugün bile gizemini korumaktadır.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Onemanarmy</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/onemanarmy/darth-vader-turk-muydu-2265/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[01:52 kendime not: öleceksen blues'la öl!!!]]></title>
			<link>http://depkac.com/blogs/dada/01-52-kendime-not-oleceksen-bluesla-2264/</link>
			<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 23:56:16 GMT</pubDate>
			<description>S6zseUcgw1E</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><object width="425" height="340" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/S6zseUcgw1E"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/S6zseUcgw1E" /><param name="wmode" value="transparent" /></object></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>daDa</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/dada/01-52-kendime-not-oleceksen-bluesla-2264/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Qué me pasa doctor?</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/phree/qui-me-pasa-doctor-2263/</link>
			<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 13:27:26 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[yıllar evvel galatasaray'a gelmiş en iyi yabancılardan birini, adrian ilie'yi valencia'ya yolcu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>yıllar evvel galatasaray'a gelmiş en iyi yabancılardan birini, adrian ilie'yi valencia'ya yolcu ediyoruz. kurt menecer becali, sözleşmesine &quot;10 milyon doları getiren alır, gider&quot; maddesini koydurmuş, valencia da bu parayı getirip alıp gitmişti işte. işte o tarihlerde elime aldığım ispanyol spor gazetesi marca'nın sayfalarından birinde görmüştüm bu başlığı: Qué me pasa doctor? (neyim var doktor? : ispanyolca :))<br />
<br />
adrian ilie'nin valencia'da rüzgar gibi geçen ilk sezonundan sonra problemleri baş göstermişti. sonrasında hiv testleri pozitif çıktı ilie'nin, taşıyıcı aids olduğu anlaşıldı. sonrasında o rüzgar gibi geçen futbol hayatı, geri vitese düştü yavaş yavaş. beşiktaşı da ziyaret etti o geri viteslerinden birinde.<br />
<br />
velhasıl taa o tarihlerde dilime takıldı benim bu ki me pasa doktor? sözü. ne güzel, ne ezgili bir soruştu o öyle? hani sevdiğime &quot;ki me pasa doktor?&quot; desem ne kadar sevdiğimi anlar mıydı, yoksa beni banlar mıydı, bilemem. ama benim içimde son derece hoşluk yaratıyordu bu söz: ki me pasa doktor?<br />
<br />
hiç gerçekte kullanacağımı düşünmemiştim bu lafı. ama geçenlerde durduk yere her yanımdan kanamaya başlayınca doktorun yolunu tutup sordum: Qué me pasa doctor? bön bön baktı doktor yüzüme, halbuki bir doktorun daha bilgili olup &quot;neyim var doktor?&quot; sözünü yetmiş iki dilde birden anlamasını bekliyorum. bu beklentimde de haksız sayılmam. düşünsenize, bir anda kapınız çalındı ve karşınızda bir ispanyol. &quot;ki me pasa doktor&quot; diyor tabi ama kime diyor? anlayan var mı, dinleyen var mı? eh bu kafayla bizi avrupa birliği'ne almasalar yeri değil midir?<br />
<br />
neyse, sonuçta ben bu güzelim lafı doktorun tam yüzüne söylemiş bulundum. ki me pasa doktor dedim doktora. içim bi güzel oldu, iyileşe durdum nerdeyse. fakat bu süreçte, dostluğun toplumsal sorumlulukları dediğim ve beni her defasında arkadaştan dosttan soğutan olaylar da başlamış oldu. hani 3 gündür durmadan kanıyorum ya, böle ağzımdan burnumdan kanlar boşanıveriyor ya! hah dedim, 3 haftalık ömrüm kaldı. tabi arayana sorana veyahut sanal ortamda darlayana &quot;3 haftam kalmış&quot; diye giriyorum geyiğe. ama her zaman eğlencenin dibine vurduğumuz kimseler bile ortalığı velveleye verip işin tadını kaçırmadılar mı? kaçırdılar! meğerse insan hastalığında geyik yapamıyormuş, meğerse güzelim dostları arkadaşları azcık neşesi varsa onu da kaçırmak için sözleşirlermiş bu durumda.<br />
<br />
eh, sözleşsinler bakalım, ben doktorun huzuruna çıkıp &quot;Qué me pasa doctor?&quot; dedim mi? dedim! ee yeter de artar bu benim neşeme. zaten hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. zati 3 haftam kalmış şurda :)</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>phree</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/phree/qui-me-pasa-doctor-2263/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>bok</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/mephisto666/bok-2262/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 21:41:13 GMT</pubDate>
			<description>not : sokaktaki adama olmuyor bu ,yada arkadasıma... çok değer verdiğim yaratıklarla olan durum...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>not : sokaktaki adama olmuyor bu ,yada arkadasıma... çok değer verdiğim yaratıklarla olan durum bu..<br />
 <br />
bazen o kadar haklı hissedersin ki kendini sağlam savunmanın  da olduğunu düşünürsün ama sağlam bi savunmam var demenle bile enbaşta haksızsındır ..istediğn kadar kendine güven o düşünce varsa kafanda, kendini savunma durumu, karşı taraf  küçük bir yerden tutup seni mahlup edebilir... ona aslında deli gibi kozlar vermişssindir açıkların vardır  büyük ihtimalle garip bir his bu .bana genelde böle oluyor suçlandığımda yada bi sorun olduğunda savunma fikri kafamdaysa bok gibi bi r ruh haline getirilebiliyorum kendimi..çoğu zamanda savunmam çürütülüyor bunun nedeni savunmamamın kötü oluşundan değil iyi tahlil edemediğim içinde değil kesinlikle hatalı olduğum içinde değil. savunma psikolojisine girdiğim an sanki mutlak hata sahibiyim çogu kapıyı kapattım ama biri sankim açıkmı kaldı düşüncesinde ,kilitlemedimmi ben onu durumu.ağzımın iyi laf yaptıgını düşünsemde bu psikolojiye girmemem lazım...<br />
<br />
not:bok gibin.. sevdiğin yaratıklara kendini savunma fazla...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>mephisto666</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/mephisto666/bok-2262/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bazen konuşmak gerekiyor</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/onemanarmy/bazen-konusmak-gerekiyor-2261/</link>
			<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 19:10:13 GMT</pubDate>
			<description>Bize öğretilen ilk kural, bazı şeylerin konuşulmaması gerektiğidir. Karşı komşumuza neden mutsuz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bize öğretilen ilk kural, bazı şeylerin konuşulmaması gerektiğidir. Karşı komşumuza neden mutsuz gözüktüğü veya bakkal amcanın geçirdiği hastalığın neden olduğunu sormak ayıptır.<br />
<br />
İşte biz böyle bir dünyanın çocuklarıyız. Yeni kültürümüz bu. Hergün görüpte hiç tanımadığımız insanlarla dolu çevremiz. Kendimize ait bir alan yaratıyoruz ve o alanın köleleri oluyoruz. Ben çok mu farklıyım? Hiç değilim. Kendim için oluşturduğum odamda, beni merak eden insanların oluşturduğu mesajların dolup taştığı telefonumla, her gün kavga ettiğim insanlarla dolu oyun konsolumla öylesine bir bireyim ben işte.<br />
<br />
Peki ben bu sayfaya kimsenin okumayacağını bile bile neden yazıyorum? Çünkü kusmak gerekiyor. Çünkü bazı şeyleri alabileceğinizden fazla içinizde tutamazsınız. Bir süre sonra herşey bir çeşit asit misali sizi içinizden eritip gider. Yanlış anlamayın, hepimizin burada oluşunun kötü bir şaka veya basit bir tesadüf olduğunu sanmıyorum. Depkac, ayyaş sitenin adına ne derseniz deyin, bu ve bunun gibi her yer yeterince paylaşamayan insanlarla dolu. Bizi özel yapan tek şey sahip olduğumuz arkadaşlardır. Sizi öven, seven, yeren insanlardan uzaklaştığınız sürece varlığınızın anlamı olmayacak. Bunu er yada geç anlayacaksınız. Ben anladım.<br />
<br />
Bundan sonra bu blog'a yazacağım çünkü ilgi çekmeyi seviyorum. Sesi olmayanlar için bağırmak veya haklı davamı savunma gibi bir derdim olmayacak. Belki biraz araştırırsanız görürsünüz, Depkaç bambaşka bir yerden buralara yazardım ben. Şu anki halim, o zamanın görmemiş çocuğundan o kadar farklı ki. Bundan 3 yıl sonra kendim için neler söyleyebileceğimi gerçekten çok merak ediyorum. Belki de herşeyi bunun için yazıyorumdur.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Onemanarmy</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/onemanarmy/bazen-konusmak-gerekiyor-2261/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>istek</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/mephisto666/istek-2260/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 20:24:27 GMT</pubDate>
			<description>iki kişinin konuşmasında karakterklerin neden böle davrandığını anlamak adına bir kaç bişey söleyip...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>iki kişinin konuşmasında karakterklerin neden böle davrandığını anlamak adına bir kaç bişey söleyip  dialoğu yazcam bakalım ne anlıycaksınız<br />
iki karakterden 1.si x 2.y olsun <br />
<br />
x bişeylerden rahatsız ve karşı tarafa bundan rahatsız olduğunu direk sölemek yerine genelde karşı taraftan anlamasını bekleyen biri ve çogunlukla rahatsız olduğu şeyler çok fazla ama gene büyük çogunluğu basit ama belli zaman mekan koşullarda var olmaması gereken şeyler olup üzerine sorun olduğunu düşünen biri...<br />
<br />
y.genelde sorunların sahibi bu vurgulardan anlamayan.anlasada bunalrı değiştirmek adına durumu belli bahanelerle geçiştiren yada sorun olduklarını ozman mekan koşula göre iyi tartamayan biri ve genelde eylemlerinde bu sorunların yok edilmesi adına yetersiz kalan karakter..... yetersizlikten kasıt eksik yapması eylemini sorunların kırıntıları ortadan kaldıramayan biri...tamamen suçlu olduğu düşünülmüyo x. bu konuda ön yargı sahibi değil gibi...<br />
<br />
sorun görülen şey: xin olmaması gerektiğini düşündüğü bir yazı <br />
<br />
x'in bu durumu sorungörmeisnin nedeni:o anki yaşanılan durumun bu yazıyla tamamen zıtlasır ve kabul edilemez olduğu halde en göze batan bir yerde sürekli aslıdna ben o eski  düşüncelerimi savunuyorum havasında cirit atması durumu görülüyor<br />
<br />
y:nin bu yazıyı tutuyo olma nedeni aslında uzun süre önce yazılmış ve neden se silme gerekliliğde duymamıs olması genel anlamda belkide<br />
<br />
o sorun hakkında <br />
<br />
iki kişinin dialoğu<br />
x:bu yazı fena değil miş aslında <br />
y:güzel yazı evet<br />
x:geçmişte bunu bana sölemiştin sanki ama belli bölümleri eksik gibiydi böle bi amacı olduğunu anlayamamıstım eksikliği nedeniyle<br />
y:yo geçmişte de tamamını söledim sana yanlıs hatırlıyo olmaslısın <br />
x:güzel yazı ama sanki suan için garip durmus<br />
y:evet belkide aslında biliyosun bu görüşü şuan savunmuyorum<br />
x:hımmm<br />
y:(susar)<br />
x:hımm<br />
<br />
sonuç:aslında bu noktada kararı siz verin iki karakter hakkında gnel bilgiler verilmiştir ve kesinlik taşımaz iki tarafında önemli bulduğu şeyler hakkındaaz uz fikir sahibi oldunuz ne düşünürsünüz 2 taraf hakkında?<br />
blog oldu bu bal gibi blog....</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>mephisto666</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/mephisto666/istek-2260/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Passive / Constantine</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/mojorisin/passive-constantine-2259/</link>
			<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 11:32:35 GMT</pubDate>
			<description>fNnyfeFhdQA 
 
Oy taparım bu şarkıya:ulu:</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><object width="425" height="340" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/fNnyfeFhdQA"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/fNnyfeFhdQA" /><param name="wmode" value="transparent" /></object><br />
<br />
Oy taparım bu şarkıya:ulu:</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>MojoRisin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/mojorisin/passive-constantine-2259/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>And Also The Trees</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/dairuin/and-also-the-trees-2258/</link>
			<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 19:14:18 GMT</pubDate>
			<description>pD0RnDowLVc 
 
 
Parçanın sözlerini bulamadım klibi de 56.saniyeden sonra başlıyor,zor insanlar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><object width="425" height="340" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/pD0RnDowLVc"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/pD0RnDowLVc" /><param name="wmode" value="transparent" /></object></div><br />
<br />
Parçanın sözlerini bulamadım klibi de 56.saniyeden sonra başlıyor,zor insanlar bunlar ulaşmak zor,bunu bulduğuma sevineyim :asik:</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Dairuin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/dairuin/and-also-the-trees-2258/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sövüyorsam Boş Yere Değil</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/akh_horus/sovuyorsam-bos-yere-degil-2257/</link>
			<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 11:59:37 GMT</pubDate>
			<description>Bu sabah aslında diğerlerinden farksız olarak yine güne söverek başladım. Hayır hayır sövmememin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu sabah aslında diğerlerinden farksız olarak yine güne söverek başladım. Hayır hayır sövmememin sebebi mutsuz olduğum ya da uykumu alamadığım için değildi bu sefer. Sövmek için belli bir neden bulunmasına gerek yok, düşünebiliyor olmanız yeterli ( dilsiz insanları da hesaba katarak konuşursak...) . Her neyse efendim konumuza geri dönersek sövmemin nedenini göreceğiz. Şöyle ki, sanki göz kapaklarım saydammışçasına cümle güneş ışığı gözlerimin içine doluyordu. Üstelik ocak ayında saat 14:00 gibi zamandı. Şimdi diyeceksiniz ki daha ne istiyorsun be amcaoğlu bu zamanda bulunmaz bursa kumaşından gömlek diktirmişsin. Tamam haklı gibi görünebilirsiniz ama bünyemin yazına dahi güneş ışığı görmediğini ( Geride bıraktığımız yaz ayında bir otelin gece vardiyasında barmenlik yapıyor idim) varsayarsak ve de hali hazırda ki uyku düzenim sayesinde her sabah 5:00 gibi kendimi ancak uykunun kollarına bırakabildiğimi de düşünürsek yaklaşık olarak en son güneş ışı denilen huzme ile karşılaşmamın üstünden rahat bir 7-8 ay geçmişti. Bir de güneş ışığından kastım öle dışarı çıkınca görülen parlaklık değil. Işığın sizi rahatsız ettiği cisimleşmiş hali. Yoksa çıkın dışarı kış güneşi denen yalancı aydınlıktan bulabilirsiniz.<br />
<br />
	Saat 5:00 gibi uyuduğumdan bahsetmiştim. Uyanıp sövmeye başladığımda bir anda küfürlerim yön değiştirerek &quot;ulan sabah 5:00 te yatılırmı bre ...&quot; gibi noktalardan kendime doğrulmuştu. Bu noktada içsel bir sorgulama ihtiyacı hissettim ve yataktan kalkmadan sorgulamama başladım. Neden bazı insanların uyandığı saate ben yeni yatıyordum? Bu sorunun cevabını bulmak çok uzun sürmedi. Masa Tenisi adlı bir ders yüzünden okulum yarım dönem uzamıştı. Daha sonra okuduğum bölüm olan İktisat ile masa tenisinin yakın alakasını hala kavrayamamış olduğum için bir kere daha sövdüm. Akabinde &quot;ulan bende ne gereksiz konularda sövüyorum&quot; diyerek ufak bir farkındalık yaşadıysamda bana masa tenisinden okul uzatan sisteme de esaslı bir küfür etmekten beni alıkoyamadı söz konusu farkındalık. Eğer herşey planladığım gibi olsaydı şu anda saat 5:00 ın yattığım zaman değil kalktığım zaman olacaktı. Askerde olacaktım 5 ay gibi kısa bir süre zarfı sonrasında askerden dönüp 1-2 hafta güzel bir tatil yapıcaktım. Tatilden döndüğüm zaman en kallavisinden bir CV hazırlayıp çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren bilimum şirketlerin kapısını aşındıracak ve uzunca bir süre iş bulamayacaktım. Muhtemelen bu dönemde sövme seanslarım yoğunluk kazanacak ve şu anda ki halini de aşan, önündeki barajları adeta yıkarmışcasına nasiplendiren. herşeye yönelik dizginlenemez bir küfürler dizisi oluşturacaktı. Hadi bir süre sonra bu kısmı atlattım diyelim. Bir iş buldum eee sonrası.... Her sabah erkenden kalk, traşını ol, lacilerini çek, otobüse bin, iş yerine git, çalış, eve dön, televizyona bak ve akşam saat 22:00 civarlarında yat ve sabah aynen devam et. Dilediğin kadar uyuyabileceğin sadece bir pazar günün olsun ki o günde bile alışmış olduğun saatin en fazla 15 dakika sonrasında uyan ( bu nokta bireyler arasında değişiklik gösterebilir benim için +- 15 dkdır.). Bir de daha ilerleyen zamanları düşüneyim dedim şöyle yaş gelmiş 32-33 e akşa pakça bi kız bulup evleneyim desem o saatten sonra pek akça sını bulamayabileceğimden dolayı eleme usulü en mantıklı gelen bir zevce bulup evlenmişim. 1-2 yıl cicim yılları (evet doğru cicim ayı beni kesmez) olarak geçmiş akabinde evlat arzusu bünyemde duhul olmuş bir şekilde çocuk yapmışım. Sonuçta bebek bu geceleri illaki ağlar. Acıkır ağlar, altını pisletir ağlar, osuramaz ağlar, e o da haklı bildiği tek cümle&quot; ingaa!&quot; sesinden ibaret ben olsam bende ağlardım. Ve bu süreçtede bölük pörçük uykularla işe devam etmek zorunda kalırım. Ve anca emekli olduğumda istediğim saatte uyanırım. Ki herkes bilir yaşlı insanların vücut saat en geç sabah 8 de kalkmaya programlanmıştır.<br />
<br />
	Daha fazlasını düşünmek istemediğimden dolayı başka şeyler düşünmeye çalıştım. Beşiktaş ligin ikinci yarısında düzelebilecekmiydi? Eskişehire mi gitseydim? Acaba uykusuz ile penguen tekrar birleşebilirmiydi? Bunlara benzer bir takım nirengi noktalarına kafa yorarken uyuya kalmışım saat akşam üstü 18:00 gibi sövmeye başladığımı farkettiğimde uyanmıştım...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>akh_horus</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/akh_horus/sovuyorsam-bos-yere-degil-2257/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>osman kadri koca</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/osmankadrikoca/osman-kadri-koca-2256/</link>
			<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 12:48:19 GMT</pubDate>
			<description>senaryolar tanıdık... 
gözlerimizin önündeki perdenin kalkması ve biraz gözlerimizi açmak için...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>senaryolar tanıdık...<br />
gözlerimizin önündeki perdenin kalkması ve biraz gözlerimizi açmak için okunması gereken enteresan bir kitap...<br />
kısaca özetlemek gerekirse :<br />
project democracy<br />
21 adım&#8217;da bir ülke demokratikleştiriliyor diye nasıl bölünür? sömürgeleştirilir?<br />
<br />
kaynak: sivil örümceğin ağında: project democracy, m. yildirim, toplumsal dönüşüm yayınları, istanbul 2004<br />
<br />
1. iktisadi ortamı denetleme: borç ekonomisinde dalgalanmalar yaratmak üzere, para piyasalarının dışardan gelen uluslar arası vurkaç tefecilerine sonuna dek açılması.<br />
2. ulusal bunalımlar yaratılması: ülkede sık sık iktisadi dalgalanma yaratılarak bunalım aralarının azaltılması. ulusal devlet merkezinin elindeki en önemli güç olan para kaynaklarının, bankaların, devlet şirketlerinin kapatılması, yabancı şirket egemenliğine geçirilmesi.<br />
3. merkez devlete güvensizlik yaratma: kritik dönemlerde iktisadi bunalım yaratılmasıyla umutsuzluğa düşürülen yerel sanayicilerle ve üreticilerle konferans, sempozyum adı altında doğrudan ilişkiye geçilerek, devlet merkezine karşı güvensizlik aşılanması.<br />
4. işadamlarını örgütleme: yerel işadamı örgütlerinin ve ilişki bürolarının kurulması; başına buyruk, devlet denetiminden giderek uzaklaşan &#8220;serbest ekonomi&#8221; ve &#8220;serbest pazar&#8221; düzeninin kabul ettirilmesi.<br />
5. yolsuzluk kampanyaları: &#8220;yerinden yönetim&#8221; taleplerini yükselterek, devletin egemenliğinin zayıflatılması, yolsuzluk olaylarını abartarak topluma aşağılık duygusunun yerleştirilmesi, halkın çaresizliğe itilmesi.<br />
6. belediye hizmetlerinin yabancı şirketlere devredilmesi: yerel yönetimi güçlendirme adı altında, toplumsal hizmetlerin &#8220;karlılık&#8221; esasına oturan şirketlere devredilmesi, su-elektrik gibi kentsel işletmelerin yabancı şirketlere devredilmesi için gerekli düşünsel alt yapının oluşturulması.<br />
7. ulusal sanayinin yıkımı: ulusal iktisadın çökertilmesi için, ulusal sanayileşmenin ve enerji kaynaklarının yıkıma uğratılması için toplum ile devlet arasında çatışmayı da içerecek biçimde çevreci akımların, örgütlerin desteklenmesi ve ulusal madenciliğin, doğal yakıt üretim kaynakları işletmeciliğinin ulusal egemenlik alanının dışına çıkarılması.<br />
8. kamuoyu oluşturucuları -bizdeki adlandırmalarıyla, aydınlara, yazarlara, bilim adamlarına- yönelik içerde ve dışarıda, masrafları karşılayarak, konferanslara çekmek. katılımcılarla doğrudan ilişki içinde, ilgili ülke hakkında bilgi almak ve &#8220;düşünce&#8221; ve &#8220;örgütlenme&#8221; özgürlüğü başlığı altında yeniden yapılanma düşüncesini benimsetmektir.<br />
9. alt örgütler yoksa, hemen helsinki nihai senedi kapsamında helsinki yurttaşlar ve ortak zemin merkezleri örgütlemek ve koşullar olgunlaştıkça, uzaktan yönlendirilebilecek bir ilişkiler ağı altında insan hakları dernekleri ve benzeri örgütlenmelerin kurulması.<br />
10. bilimsel ve toplumsal konferansların çoğaltılması. yerel vakıf ve &#8220;think tank&#8221; derneklerinin kurulması.<br />
11. işadamları derneklerinin, sendikaların kurulması, varolanların içine bilim danışmanlarıyla sızılması. siyasi partilere eğitim programlarıyla, particilik dersleriyle yaklaşarak kadroların yönlendirilmesi, gençliğin &#8220;düşünce özgürlüğü&#8221; ve &#8220;siyasi katılımcılık&#8221; propagandasıyla örgütlenmesi.<br />
12. yeni propaganda aygıtlarının (radyo, gazete, dergi, televizyon, video yayını) devreye sokulması. bilimsel ve magazinsel içerikli, insan hakları ilkeleri üstüne sürdürülen yayınların yoğunlaştırılması. insan hakları ihlallerinin yaratılmasıyla sürecin hızlandırılması.<br />
13. casuslar yerine yayın muhabirleriyle yerinden bilgi elde etmek için yaygın bir yayıncı eğitim programının gerçekleştirilmesi.<br />
<br />
14. gizli ve yarı gizli istihbarat çalışmalarının azaltılması, buna karşılık medya muhabir ağıyla açık ve yaygın istihbarat toplanması, olanaklıysa amerikan televizyonlarının yerli şubeleriyle yayına geçilmesi, eksik-yanlış bilgilendirmeyle kitlelerin yönlendirilmesi, eğitim-konferans-gezi düzenleyerek yerel medya ile kalıcı bağlar oluşturulması.<br />
15. yanlış ve eksik bilgilendirme: kitlelerin akıl denetimlerini ele geçirmek üzere yoğun propaganda ve yanlış bilgilendirmeyle tarihsel devlet kurumlarının ve etnik sürtüşmeleri önleyen geleneksel kurumların yıpratılması, toplumsal kimliği karıştırmak için tarihsel ve toplumsal gelişim gerçeklerini tahrif ederek, yeni kimlikli topluluklar yaratılması.<br />
16. etnik kışkırtıcılık: etnik ayrılıkları güçlendirmek üzere kültür anımsatma programlarına başlanarak yerel toplantılardan uluslar arası toplantılara adam taşınması, ulusal-bölgesel tarihin bütünleştirici özelliklerinin azımsanılarak, yerel tarih, yerel kültür araştırması adı altında en eskiye özlem yaratılması.<br />
17. kültürel kaynaşmanın yıkımı: &#8220;çok kültürlülük&#8221; propagandasıyla toplumsal ortak kültürün temellerinin yıkılması. uluslararası karşı kampanyalar ile ulusal kurtuluşun simgesi olan anma günlerini ve toplumun tarihten kalma bağımsızlık ve onur simgesi özelliklerini sözde dostluk adına silikleştirerek güdülebilir bir topluluğa dönüştürmek. din kültürünün parçalanması, geleneksel akışın kesilmesi ve ulusal dayanışmayı pekiştirici etkisinin yok edilmesi için, &#8220;medeniyetler/dinler arası diyalog&#8221; programıyla, batı&#8217;nın dinsel kurumlarının güdümünde eritilmesi. böylece azınlık din kurumlarıyla, ulusal egemenliğin karşısında ortak, dinsel cephe oluşturulması<br />
18. inanmış örgüt liderlerinin yetiştirilmesi: liderlik programlarıyla, güdümlü yeni dünya düzenine tapınan ultra-liberal önderlerin üretilmesi ve yeni partiler kurulması, varolanlara yeni liderler yerleştirilmesi; parti programlarının rejimle hesaplaşmaya yönelik, birer kışkırtma programına dönüştürülmesi.<br />
19. silahlı gücün zayıflatılması: iktisadi bunalımı bahane ederek, toprak bütünlüğünü koruma aracı ulusal ordunun, silah donanımlarında, komuta kontrol ve iletişim sistemlerinde yenilenme alımlarının kısıtlanarak, zayıflatılması ve ulusal sınırların gevşetilmesi.<br />
20. orduları ulusal savunma kimliğinden koparma: güvenlik güçlerinin ulusal yapıların korunmasına yönelik müdahalelerini önlemek için, profesyonelleştirmek. devlet egemenliğine sahip çıkmaya çalışan orduları geriletmek için, kışkırtmalara başvurularak, ordu yönetimlerinin günlük siyasete çekilmesi, ordu içinde politik tartışma, ordu ile halk arasında cepheleşme yaratılması.<br />
21. devlet yönetiminin kargaşayla ele geçirilmesi: seçim darbesiyle egemen devletin ele geçirilmesi. merkezi direniş olursa, yaygın ve sürekli kitle gösterileri düzenlenmesi. bu sürecin hızlandırılması için halkı ikna edici etnik çatışmaların düzenlenmesi, ölümle sonuçlanan kışkırtmalarla etnik yada mezhepsel kimliklerin kemikleştirilmesi.<br />
<br />
&#8230;&#8221;ulusal egemenliklerinden ödün vermeye yanaşmayan bu tür devletlerin sınırlarının eleğe döndürülmesi işi, örtülü, kirli işlerle becerilemez ve ilgili ülkelerin insanlarının onayı alınmadan gerçekleştirilemezdi. bu nedenlerle, &#8220;hür dünya&#8221; işlerinden, &#8220;insan hakları&#8221; ve &#8220;din hürriyeti&#8221; bekçiliğine evirilen operasyon ile abd&#8217;nin uygun göreceği türden demokrasiler kurulmalıydı.<br />
demokrasi ihracını konu edinen bu incelemenin amacı, adı &#8220;project democracy&#8221; olarak reagan tarafından konulan ve 1980&#8217;lerin başından bu yana 92 ülkede uygulanan ve yeni-mandacıların işbirliğiyle örülen ağ&#8217;da, yani &#8220;örümcek ağı&#8221; içinde çırpınmakta olan türkiye&#8217;de olan bitene az da olsa ışık tutmakta ve toplumsal-siyasal yaşamın yabancılar tarafından ele geçirilişini bir parça olsun sergilemektedir.&#8221;&#8230;<br />
<br />
&#8230;&#8220;yabancı bir devletin, bir ülkenin içinde örgütler kurmasının, eski örgütleri, sendikaları, odaları yönlendirmesinin, onlardan raporlar almasının, bu raporlara göre o ülkeye yön vermesinin bir tek anlamı olabilir. o da, ülkede varolan devlete paralel, merkezi dışarıda bir yönetim oluşturmak. bunun tek sonucu da operasyon nesnesi olan devletin egemenliğinin örtülü olarak yok edilmesidir.&#8221;<br />
<br />
&#8230;&#8221;içine sızılan devletin bürokratlarının da yardımıyla, yaygın bir &#8220;medyatik&#8221; ve &#8220;entelektüel&#8221; yedek güç operasyonuyla, amerikalıların &#8220;manifacturing public perception&#8221; dedikleri &#8216;kamuoyunun algılama dizgesini üretme&#8217; sürecinde, aşamalar bir bir geçiliyor. &#8216;algılama dizgesi üretimi&#8217; sonucunda, o ülke insanları, aslında kendilerine benimsetilmiş olan düşünceleri, ya da eylem planlarını, bizzat kendi kurumlarının, kendi beyinlerinin ürünüymüş gibi algılayıp, eyleme geçiyorlar.&#8221;<br />
<br />
&#8230;&#8221;ülke yasalarının ve anayasalarının çok etnikli, federatif bir yapı oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmesi, operasyonun temel aşamaları arasında, küçük yada büyük, kanlı yada kansız olaylarla testler yapılarak, oluşumun düzeyi ölçülerek hız ayarlanması ve küçük program değişikliklerinin gerçekleştirilmesi asıldır&#8230;&#8221;<br />
<br />
&#8230;&#8221;aşamalar birer birer geçilirken, ülke dışında da paralel süreç yürütülür. çok kültürlülük propagandasıyla etnik ayrıştırma ve çatışma sürecinin güçlendirilmesi için, insan hakları raporları giderek etnik azınlık hakları raporlarına dönüştürülür. avrupa ve amerika&#8217;da etnik ve dinsel ayrılıkçı &#8220;diaspora&#8221;ya parasal ve siyasal destek verilir. küllenmiş tarihsel çatışmalar, acılar yeniden ateşlenir. ülkede özgüveni sarsılmış halkın, gün geçtikçe yabancı kültürüne, yabancı düzenine özenme eğilimleri kışkırtılır.&#8221;<br />
<br />
&#8230;&#8221;yıllardır barış içinde yaşayan toplumlar inanılmaz bir hızla önce ayrışır, sonra da çatışır. sonuç, ekonomisi yabancıların eline geçmiş, zayıflamış merkezi egemenliğiyle dış politikada bağımsız karar verebilme yetkinliğini yitirmiş, yabancıların dayattığı kararlara mahkum olmuş bir devlet ve tarihsel-kültürel kimliğini yitirmiş batı&#8217;nın alt dereceli bir hizmetkarına dönüşmüş bir halk topluluğu&#8230;&#8221;<br />
<br />
&#8221;her ülkede olduğu gibi, şirketler için esas olan devlet politikalarına ve kararlarına yön vermektir. yön verilecek olan devlet yönetimi ve yasama organları olunca, yönlendirici elemanların niteliği de önem kazanıyor. bu nedenle elemanların büyük çoğunluğu, devlet deneyimine sahip eski ve yeni görevlilerden seçiliyor. ikinci eleman kaynağı ise, yine devlet organlarıyla içli dışlı olmuş akademisyenleri barındıran üniversitelerdir&#8230;&#8221;<br />
<br />
&#8220;..dış ülkelerde izlenecek abd çıkarlarına uygun ayarlama işlerine denk düşen araştırma, inceleme, değerlendirme çalışmalarını gerçekleştirecek olan dernek, vakıf, enstitü adı altında kurulan, eski memurları, akademisyenleri, şirketlerin seçkin yöneticilerini bir araya getiren örgütlenmeler &#8220;think tank&#8221; ( düşünce topluluğu ) adı altında toplanıyorlar. bu sivil örgütlerin ( diğer adı ile ngo ) amerika&#8217;daki merkezlerinde, emekli dışişleri ve istihbarat elemanları, amerika&#8217;ya yerleşmiş üçüncü dünya elemanları, operasyonlarda dünya deneyimli cia eski istasyon şefleri ve akademisyenler görev alıyor.<br />
&#8220;think tank&#8221; örgütlerinin en önemli yararı, abd yönetimini sorumluluktan kurtarmalarıdır. abd resmi organlarının başka ülkelerde araştırma ve incelemeler yapması, o ülkelerce, şimdilerde pek kullanılmayan eski deyimle &#8220;casusluk&#8221; etkinliği olarak değerlendirilebilir ve devletler arası anlaşmazlıklara neden olabilir. teslim edilen raporlar, abd resmi belgeleri olarak ele alınıp, casusluk suçlamalarına yol açabilir&#8221;<br />
<br />
&#8220;project democracy&#8221; adı altında sürdürülen bu operasyon için cia eski direktörü william colby: &#8220;cia&#8217;nın örtülü olarak yaptıklarını açıktan yapıyoruz.&#8221; demiştir.<br />
<br />
&#8220;türkiye&#8217;deki sivil toplum kuruluşu ,think tank, enstitü veya vakıf adı verilen dernek, yani genel adıyla örgüt, türkiye&#8217;de gerçekleştireceği araştırma, çalışma veya proje için bu iş yada bu işleri bitirince bir rapor, bir kitap, radyo yayını, televizyon belgeseli, hatta roman hazırlayıp, size sunacağım; şu tür bir ekiple çalışacağım ve paraları şöyle harcayacağım. bu işler için, sizden şu denli dolar/sterlin/euro istiyorum diyerek, başvuru özet-raporu hazırladığında, bu ön rapor abd&#8217;nin dışişleri bakanlığı&#8217;na, hem de siyasi işler bölümüne verilmektedir. işin bir başka yönü daha yakıcı olabilir. para verilmeden önce, abd dışişleri&#8217;ne ön rapor sunulmasının öteki yüzünde, abd dışişlerinin yada abd nsc (national security committee/milli güvenlik kurulu) &#8216;nin isteği doğrultusunda &#8220;project&#8221; hazırlanması olasılığıdır. <br />
ned (national endowment for democracy/demokrasi için ulusal fon)&#8217;e bağlı olan bu örgütler türkiye&#8217;de yürütecekleri projeler için paraları da ned&#8217;ten almaktadırlar. aslında para kaynağı doğrudan abd hazinesi, yani devlettir. ned ise paranın kasasıdır. ned ile abd dışişleri bakanlığı, şu konularda anlaşmışlardır:<br />
<br />
a) ned herhangi bir &#8220;project&#8221; işine girişip para vermeden önce abd dışişleri&#8217;ne bilgi verecektir.<br />
b) ned yönetim kurulu&#8217;nun onayına sunulan tüm &#8220;project&#8221; önerilerinin bir kopyası, abd dışişleri bakanlığı siyasi işler yardımcılığı&#8217;na verilecektir.<br />
<br />
yüzlerce bağıştan birkaç örnek: (1988&#8217;ten bugüne diğer bağışlar için 56-69 arası sayfalar)<br />
<br />
1991- parayı veren: ned / bağış alıcı: cipe (centre international private enterprise) / alt bağış alıcı: türk demokrasi vakfı (tdv) / konu: iş ve ekonomi / miktar: 80.000 $ / tdv&#8217;nin, türkiye&#8217;de özelleştirme için 18 aylık programı desteklenecek.<br />
1997- parayı veren: ned / bağış alıcı: cipe / alt bağış alıcı: liberal düşünce topluluğu (ldt) / konu: iş ve ekonomi / miktar: 61.710 $ / serbest piyasa ekonomisinin islam diniyle bağdaştığı anlatılacak.<br />
<br />
- bu sivil toplum örgütlerinin ne kadar sivil olduğunun yorumu size kalıyor.<br />
<br />
&#8220;&#8230;kendi ülkelerinin iç düzenine muhalif olan gruplar, abd gibi bir kurtarıcı bulmuş olmaktan mutlu olduklarından, yaşadıkları ülkelerini bu sivil örgüt adı altındaki amerikan misyonerlerine / istihbaratçılarına ihbar etme fırsatını kaçırmamalarının yanında, dünya egemeni olarak gördükleri abd devlet aygıtı tarafından desteklenmekten de son derece hoşnut kaldılar.&#8221;<br />
<br />
&#8230;&#8221;dünyada yerleştirilmek istenen yeni düzenin, demokratik bir düzen olacağı sonucuna varılabilir!? bu düzen içinde dünyanın tüm ülkelerinde devletler merkezi otoritelerini yitireceklerdir. olabildiğince etnik ayrıma uğramış küçük eyaletlere ayrılmış ülkelerde (not:dünyada 1000 adet ülke olması öngörülmektedir, şuan sayı 200 civarı, 1980&#8217;lerdeki sayı 182 adet) tarihsel partiler eriyecek, vakıflardan, düşünce topluluklarından, ticaret odalarından, insan hakları denetim örgütlerinden oluşan bir siyasal yapı oluşacaktır. bu oluşumlar, doğrudan doğruya abd&#8217;nin siyasal partilerine bağlı enstitülere, konseylere, abd şirket vakıflarına bağlanacaktır. ülkelerdeki eğitim kurumları da vakıflaşacak ve abd akademik dünyasıyla organik bağlar kuracaktır.<br />
merkezi otoritesini yitirmiş, salt denetleyici kurullara dönüşmüş devlet örgütlerinin yanı sıra ordular da ulusallığını yitirmiş devletlerin savunma gücü olmaktan çıkacak ve ortak güvenlik güçlerine katılacaklardır. herhangi bir bölgesel başkaldırıya (bu bağımsızlık uğruna bir başkaldırı da olabilir) karşı anında silahlı müdahelede bulunulması&#8230;&#8221; <br />
<br />
bu son derece ileri projeye engel olabilecek en önemli kurumlardan biri de dinsel kurumlardır. dünya egemenliğinin kurulmasında engel oluşturacak dinsel çatışmaların önlenmesi için &#8216;dinlerarası diyalog&#8217;un geliştirilmesiyle birlikte kurumsal yapının da oluşturulması gerekir. en yaygın ve güçlü dinsel kurumlardan başlayarak, tüm dinlere bir yeni merkezi eşgüdüm gereklidir. eşgüdümün merkezi elbette washington&#8217;da bulunacaktır. öncelikle amerikalılardan oluşturulan bu kurumsal yapı, irfc (international religious freedom committee / uluslararası din hürriyeti komitesi)&#8217;dir. bu komitede belli başlı dinlerin ve mezheplerin temsilcileri bulunmaktadır.<br />
<br />
&#8220;bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki , şöyle veya böyle amerika ile dostça geçinmeden, destek almak değil, amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. (..) bu realite kabul edilmeli. amerika gözardı edilerek şurada, burada bir iş yapmaya kalkılmamalı.&#8221; <br />
<br />
fethullah gülen, (fethullah hoca ile newyork sohbeti-4, yeniyüzyıl, 23 temmuz 1997)<br />
<br />
kasım 1996&#8217;da, abd&#8217;nin devlet sekreteri warren christopher, &#8220;din ve inanç hürriyetini yaygınlaştırmanın birleşik devletler&#8217;in çıkarlarının arttırılmasını sağlayacağı&#8221; gerekçesiyle acrfa (advisory committee on religious freedom abroad / dış ülkelerde din hürriyeti danışma komitesi) &#8216;yi oluşturdu.<br />
<br />
bu yeni kurumlaşmanın gerekçesi olarak &#8220;abd&#8217;nin kuruluşunun temelinde dinsel kurumların bulunduğunu ve birleşik devletlerin dünyada din hürriyetini gözetleyerek yaptırımlarda bulunma hakkı olduğu belirtildi.&#8221;<br />
<br />
23 ocak 1998&#8217;de, &#8220;din ve inanç hürriyetinin yayılmasının abd dış politikasında birincil önceliğe sahip olmasını,&#8221; dışişleri bakanlığı bünyesinde bir &#8220;uluslararası din hürriyeti bürosu&#8221; kurulmasını sağlayacak yasa taslağı hazırlandı.<br />
<br />
aynı yıl ulusal kongre&#8217;de çıkarılan yasa:<br />
<br />
&#8220;din hürriyetinin yaygınlaştırılması ve (bu hürriyetin) baskı altında tutulmasına karşı çıkma görevi temel (olarak) amerikan değerleri içindedir ve birleşik devletler&#8217;in (politikalarına) uygun, önemli ve gerekli bir dış politika hedefidir. birleşik devletler, evrensel insan haklarına bağlı bir dünya lideri olarak ve değişik dinsel nüfusa sahip bir ülke olduğundan, dinlerin tamamıyla ilgili haklardan (da) sorumludur.&#8221;<br />
<br />
&#8220;dinsel özgürlük taahhüdümüz amerikan ideallerinin ifade edilmesinin de üstündedir ve dünyadaki gücümüzün temel kaynağıdır.&#8221;<br />
madeleine korbel albright, abd dışişleri bakanı<br />
<br />
kaynak: sivil örümceğin ağında: project democracy, m. yildirim, toplumsal dönüşüm yayınları, istanbul 2004, 597 sf.<br />
<br />
* buraya alınan bilgiler kitapta yazılanların sınırlı bir kısmıdır. kitabın kapsamı ve konuları çok daha geniş ve detaylıdır.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>osmankadrikoca</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/osmankadrikoca/osman-kadri-koca-2256/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>bir şeytanın hikayesi</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/mephisto666/bir-seytanin-hikayesi-2255/</link>
			<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 16:01:58 GMT</pubDate>
			<description>ortaokul sonlarından evime bilgisayarın alınmasıyla birlikte nette uzun bi zaman geçmeden bağlandı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>ortaokul sonlarından evime bilgisayarın alınmasıyla birlikte nette uzun bi zaman geçmeden bağlandı benim bilgisayarıma bende tabi daha fazla bilgisayarıma bağlandım...beraber sıkı bir ikili olmuştuk..bilgisayar alınma durumlarının oluştuğu yani alınmasından 1 sene öncesinden başlayarak ben deli gibi teknoloji ve oyun arastırmasına girmiş herşeyi bu konularda merak eder olmuştum..hatta o 1 sene bilgisayarım olmadan ilk sayılarını çıkarttan level denen dergiyi almaya başlamıştım düzenli bir şekilde. bütün heryerini okurdum...ilgimi çeken yer olmasa bile rahatsız hissederdim okumadığım yer olduğunda kendimi. nasıl bir heyecanmıs şuan görüyorum ve gülüyorum gerçekten..<br />
<br />
ilk nickimi zannımca ozaman oynadığım oyunlardan diablo dungeon siege baldurs gate 'den etkilenerek karanlık şeyler seçmek istedim yaratıcı olma durumu aslında ilgimi çekmiyordu karanlık , güçlü ve gizemli olması daha baskındı bende ...neydi bunlar nightmare,necromencer bazen çok uzun geliyordu onu necro ve neuro ya çevirdiğim zamanlarda oldu..bazı sitelerde bu kelimeler çok bilindik olduğundanda yanlarına sayılar koyar oldum tabi meshur rakamlar 666 olmadı 606 nın mantığını benziyo diye kendimi kandırarak oturtuyodum çocugum daha.. tabi diyceksiniz baya düşünmüşsün bu isimleri gülceksiniz sonrada ama öle oyunlarda kullnamak için can atıyodum ki bu acelecilik herzaman adam gibi nick bulmamı etkiliyordu..bide bu isimleri o sitede ilk alan ben olmak için de çok uğraşırdım o sitede o nick alınmamış ve ben almışsam gözde niclerimden bir tanesini sayısız olarak mutlu olurdum.<br />
<br />
böyle giderken zaman artık bu nickerimden sıkılmaya yeni daha yaratıcı şeyler bulmam gerektiğini düşünmeye başladım. o dönemde okuduğum yüzükler efedisinin ücra karakterlerinden beregond benim favorilerimdendi ama insanlar bu ne demeye ve bende aptalca o bilinmedik karakteri abarttıkça saçmalar olduğumu hissetmeye başladım sonrasında gene aynı dönem okuduğum faust sayesinde mephisto ile tanıştım zaten bu ismi diablo'danda bildiğimden ve kitap bile okumuş olmamın özgüveniyle sahiplendim artık gerçek içi dolu bir şeytandım ama ben yeni yeni öğreniyor olsamda bu isim herkes tarafından yalanır yutulur olmuş popüleritesi benim dönemim şafak nicklerinden olduğunu öğrendiğimde pes etmedim. ben öle sahiplenmiştimki yanına binbir sayı koysamda ondan asla vazgeçemiyordum arada eskilere dönsemde ben gerçek şeytan mephisto'ydum ve senelerce kullandım üniversiteye girmiş bikaç yıl geçmiş ben mephistoyu hala kullanırken ayyaşla tanıştım bu sitede bu ismin sadece mephisto olarak kullanan kişiyi hiçbirzaman göremesemde onla yüzleşmek isterdim, ben gerçeğim demek ama yoktu oda ayyaşta ilk denemem sayısız mephisto pastı artık, bir şeytanın isminin yanında isteyeceği en güçlü rakamı kullanacaktım ayyaşı takipteydim inceliyordum ve sevmiştim bu siteyi ciddi ciddi .oyüzden en sevdiğim nickle üye olmalıydım..ondan başkasını kullanmak istemiyordum bu 666 ydı baktım evvet tam ismi almasamda sayılısı artık benimdi sene 2006 ve ben o nicki almıstım..<br />
<br />
mephisto hala benim favori nicklerimden hala evet ve vazgeçmiycemde çünkü gerçek şeytanın kim olduğunu biliyorum....</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>mephisto666</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/mephisto666/bir-seytanin-hikayesi-2255/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sms</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/lizard-king/sms-2254/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 19:33:30 GMT</pubDate>
			<description>Telefonun gerçekten çok kötü birşey olduğuna bugün kesin kanaat getirdim. Uyandıktan sonra...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Telefonun gerçekten çok kötü birşey olduğuna bugün kesin kanaat getirdim. Uyandıktan sonra telefonda e-maillerime bakarken 2 adet yeni sms geldiğini gördüm. Potansiyel reklam veya fatura uyarısı diye açtığım smslerden ilkini gördüğümde ise şok oldum. Mesaj aynen şöyle<br />
<br />
:eek:<br />
<br />
+90 537 8** ** 52<br />
Askim ablamlar gitti cikar cikmaz hemen gel kapiyi cal sarsim yok tlf lar kapali<br />
<br />
:eek:<br />
<br />
Ilk tepkim direk Ceylan'a seslenmek ve acilen gelmesini isteyerek mesajı göstermek oldu. Neticede evde çalışan birisi olmam , evden dışarı yanlız çıkmıyor olmam gibi olgular sayesinde hiçbir şüphe ile karşılaşmadan olayı sonlandırabildim.<br />
<br />
Ancak normal düzenli iş yerine giden ve akşam eve dönen birisi olsanız ve ara sırada erkek erkeğe arkaraşlarınızla çıkan birisi olsanız bu tarz bir hatalı SMS in başınıza örebileceği çorapları düşündükçe korkmamak içten değil. Bir azgın ergenin yanlış telefon numarasına SMS atması bir evlilikte veya ilişkide çok ciddi şüpheler doğmasına ve bu şüphelerin ilişkileri sonlandıracak boyutlara vardırma olasılığı olması gerçekten ürkütücü. Aslında belkide GSM şirketlerinin SMS'i deaktif etme veya sadece tanıdıklarınızdan SMS almanızı sağlayacak teknolojileri geliştirme vakti gelmiştir.<br />
<br />
Aslında bu olguda elbette tartışılabilecek bir başka konuda bu tarz hatalı SMS lerin ilişkilerde ciddi tahribatlara yol açma olasılığıdır.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Lizard King</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/lizard-king/sms-2254/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>akrep yelkovan</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/mephisto666/akrep-yelkovan-2253/</link>
			<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 19:09:02 GMT</pubDate>
			<description>Zaman nekadar gariptir herkese göre aynı herkese göre farklı .gariptir dedim ya. bazen geçmek...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Zaman nekadar gariptir herkese göre aynı herkese göre farklı .gariptir dedim ya. bazen geçmek bilmez her saniyeyinin arasına sıkışıp kalırsın sanki senin itmen gerekiyomus gibi ilerlemesi için zorlanırsın usanırsın , bazen ise seni iter zaman durdurmaya çalısır ama başaramazsın...<br />
<br />
   Bu aralar bu ikisinin ayrımı çok keskin hissediyorum..değişimler bariz ortada bunun farkında olmak da şaşırtıcı bu keskinliği nedeniyle.. bir anda hızlanıp bir anda gitmemesi gibi .bu durumu zamana vurup bir bütün olarak düşündüğümde bazen sürekliliği olan bir ortalama istediğimin farkındayım  hayattan..Diyceksinizki nasıl bu mümkün olabilir.hayat bazen delicesine ilerlerken bazende monotonluğuyla yıldırır normal olan budur ortalama, hislerin ortalamasıdır ve bu hesap geçmişe bakılarak yapılır 2 ye bölünür  karar verilir nası geçmiştir zaman....hız hakkında fikir alınır sonuca varılır...<br />
<br />
   şimdi biraz daha özele inelim ilişkilerden başlayalım sevdiğin insanla monotonluğa dönüşmeyen ayrıca başlangıçta yoğun tutkuların olmadığı bir durum oluşturulamazmı ?sürerliliği olan.. kabul edilemez bir tavırmı ani çıkışların olmadığı ani inişlerinde tabi ...iş hayatında aile arkadas ilişkilerinde böle bir düzen kurmak robotlaşmak la aynı durummudur burdan şuraya atlayabilir ve şu soruyu sorabiliriz belki duygu dediğimiz şey illa uçlarlamı şekillenir hissedilen hep iyi yada kötü güzel ya da çirkin uçta mı yaşanmalıdır..belkide diyceksiniz arada uç olmayan duygularda vardır ama uç duygularda yaşanmalıdır insan insan olduğunu anlaması kalbinin attığını hissetmesi için yada durduğunu..:D<br />
<br />
    bu şekilde bir  ortalamanın sürerlilği bazen istememin nedeni belkide sınırları keskin olarak görmem olabilir bu aralar sınırlar keskin olmasa bu şekilde düşünmem bütün insanların yaşadığı gibi bu durum yüzünden söylenmem ama evet şuan söyleniyorum...<br />
<br />
  sonuç olarak bir anda akrebin yelkovan  sonrasında bir anda yelkovanında akrep olması durumunun aşırı farkında olmak istemiyorum ...tepkim bundandır ....etki vardır çünkü...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>mephisto666</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/mephisto666/akrep-yelkovan-2253/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ertelemek</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/mephisto666/ertelemek-2252/</link>
			<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 10:47:21 GMT</pubDate>
			<description>sabah gene uyanmam gereken zamandan daha geç uyandım gene pekk çok kez erteleyerek....uyku...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>sabah gene uyanmam gereken zamandan daha geç uyandım gene pekk çok kez erteleyerek....uyku bağımlısıyım aslında uykuyla büyüyorum sanki...değişim mutlaktır desemde sanki bunu engellemek içn elimden geleni yapıyorum çevremdekiler değişiyor ağaçlar sürekli renk değiştiriyor saçım dökülüyor yaşlanıyorum ama ne biliyim davranışsal bunu engelliyorum ...kararlar veriyorum delice kararlar bazılarını verirkende yalnız olmuyorum ama bunu eyleme sokarken bile mutlak bi ertelemeye maruz kalıyorum...kararlar.. bu aralar hayatımda inanılmaz kararlar aldımki bu kararlar gerçekten sonunda büyük zorlukları karşıma dikeceğini bilerek ama aldım,bu da aldığım bi haberle aslında ertelendi ...ertelenmesi belki iyi oldu ama genede dedim ya ertelendi...bu büyük bi hastalık gibi yakalananı sardımı her noktada kendine etki eden bir durum kronikleşmesi sakıncalı....bide ertelemenin getirdiği huzur ve can sıkıntısı da var tabiki ilk basta rahatlık sonra sıkıntı...garip gerçekten ama ilk defa son ertelenen kararıma bu kadar cok üzüldüm çünkü inanılmaz zorluklar vardı ve genel doğrular üzürinden işlemiyordu kendi doğrularım bunun sonucunda çıkacak sorunlar ve sonunda inanılmaz bir huzur beklentisi .. bu kadar.bu kararımın ertelenmemesi için elimden geleni yapacağımı düşünmüştüm ama dedim ya ertelendi.....artık erteleme konusunda bir kitap bile yazacağımı düşünüyorum ama bunuda ertelerim zaten....</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>mephisto666</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/mephisto666/ertelemek-2252/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Pure Joy in my Heart</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/cey/pure-joy-in-my-heart-2251/</link>
			<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 06:50:16 GMT</pubDate>
			<description>No regrets 
No sad songs 
Everyday... 
Pure joy in my heart.  
 
X0Zvl0CoMmI</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>No regrets<br />
No sad songs<br />
Everyday...<br />
Pure joy in my heart. <br />
<br />
<object width="425" height="340" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/v/X0Zvl0CoMmI"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/X0Zvl0CoMmI" /><param name="wmode" value="transparent" /></object></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Cey</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/cey/pure-joy-in-my-heart-2251/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kerhaneci Sokak</title>
			<link>http://depkac.com/blogs/lizard-king/kerhaneci-sokak-2250/</link>
			<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 12:16:32 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Anadolu Yakasını bilenler Caddebostan Migros'un sokağı olan Iskele Cad. mutlaka bilirler. Bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Anadolu Yakasını bilenler Caddebostan Migros'un sokağı olan Iskele Cad. mutlaka bilirler. Bir zamanlar Migros Caddebostan Maksim haricinde alkollü lokanta bile barınmayan bu sokak bugün barlar sokağına dönmüş durumda. Sokakta yaşayanlar veya ziyarete gidenler için Iskele cad. tam anlamıyla bir işkenceye dönmüş durumda barlar yüzünden. Bu sokağın bende anısı çoktur çünkü büyükbabam ve büyükannem ben kendimi bildim bileli bu sokakta Cüneyt Bey apartmanında otururlardı. Sokağın gelişimine ise en ilginç yaklaşımı büyükbabam gösteriyor ve kendince Iskele caddesine yeni bir isim vererek sokak hakkındaki tüm tartışmaları bir anda kesiyordu : Kerhaneci Sokak. <br />
<br />
Az gülmeyi seven ciddi bir insan olan büyükbabam'ın en önemli özelliğiydi belkide iğneleyici esprileri.Babasını çok küçük yaşta kaybettikten sonra ailenin yükünü kardeşi rahmetli Hannan amca ile birlikte yükleyen büyükbabam kendisine en önemli destur olarak çok çalışmayı seçmiş. 53 yılında Istanbul'a taşınmaları sonrasında iş hayatında hızla ilerlerken en önemli darbeyi abisi Hannan amcanın 66 yılındaki ölümüyle yemiş. Buna rağmen amacından caymadan hayatın zorluklarına karşı koymuş ve 70'li yıllarda Bağdat caddesinin en önemli mütahitlerinden birisi durumuna gelmiş. Bugün Plajyolu , Caddebostan civarında onun yapmış olduğu birçok apartman hala sapa sağlam ayakta durmaya devam ediyor. Daha sonra ticaret ve turizm sektörünede atılan büyükbabam iki oğlunun yurt dışından Türkiye'ye dönmesiyle işleri iki oğluna devrederek erken emekliliği seçerek belkide hayatında en çok pişmanlık duyacağı hataya imza atmış. <br />
<br />
Hayatının kalanında torunları ve ailesiyle geçirmeyi seven büyükbabam değişik bir insandı. 5 vakit namazını kılan ama hayatı dolu dolu yaşayan , gezmeyi , misafir ağırlamayı , fasıllara katılmayı , seyahat etmeyi hayatı dolu dolu yaşayan bir yapısı vardı. En şaşırdığım huylarından birisi ise dürüstlüğüydü. Günümüzde hiçbir insanda göremiyeceğimiz derecede dürüst ve açık sözlü olması , gülmeyi çok sevmemesine karşın yaptığı ince espriler ile sevilen birisiydi. <br />
<br />
Hayatımda gördüğüm en büyük aşklardan birisiyle bağlıydı büyükanneme. Yaşantısı boyunca yazlıkta olduğu her sabah büyükannemden önce uyanarak bahçeye gidip bir gül keserek sabahları uyandığında eşini öyle uyandırırdı. Zamanında zamparalık yapmış belki ancak evli kaldıkları 60 kusür sene boyunca büyükannemi üzmeden , ona elini kaldırmadan ve hepsinden önemlisi hep saygı ve sevgiyle eşine yaklaşmasıyla ülke erkeği modelinden farklı bir yapı sunan ve aldığı kısıtlı eğitimi yaşam tecrübesiyle mükemmel bir düzeye getiren bir kişiydi.<br />
<br />
Çocukken yazları Cuma sabahları benim için bir işkence gibiydi. Büyükbabam beni gelip alıp Cuma namazına götürdüü için bir zamanlar Cuma sabahları erkenden uyanıp evden kaçmaya bile başlamıştım :) Hayatımda ilk alkolü bana içiren kişide büyükbabamdır. Annemler ben küçükken birgün büyükbabama bırakmışlardı beni , arkadaşlarıyla yatta gezmeye giderken benide götürmüştü . Nargile ve rakı içiyorlar bende merakla seyrediyordum. Rakı'yı gösterip bu ne diye sorduğumda Aslan Sütü cevabını vermesi ve benim süte olan aşkım karşısında başka şansı kalmayan büyükbabam bana uzattığı çay bardağıyla beni nasıl kolay uyutabileceğini keşfetmiş. Yaşantımı ve hayat görüşlerimi hiçbir zaman anlamasada bunlara hep nüktelerle yaklaşması ve açıkçana hiçbir zaman kırıcı eleştiri yapmaması saygıyla yaklaşılacak bir özelliğiydi. <br />
<br />
Aile ile ömrüm boyunca sorunlar yaşamama rağmen 34 yıl içerisinde büyükbabam ile birtek kez haricinde bir sorun yaşadığımı hatırlamıyorum. Bununda sebebi anlamasa ve kabul etmesede içerisindeki sevginin gözünü karartmasına ve bunun yüzünden kalp kırmayı tercih etmeyen bir yapıya sahip olmasıydı. Hayatta yaşadığı en büyük darbe Rana halamın hastalığıydı. Halamın hastalığı ile büyükbabamı kaplayan derin hüzün yaşamının sonuna kadar kendisini terk etmedi. Buna karşın yüzünün en çok gülmeye başladığı zamanlar torunlarının evlenmeye başlayıp çocuk sahibi olduğu zamanlardır. Yeniden çocuklarla buluşmak içinde unutmuş olduğu çocukluğunu biraz gün yüzüne getirerek 12 yaşında terk etmek zorunda kaldığı çocukluğunu tekrar yaşamasına sebep olmuştu. 5 torunun 4'ünün evlendiğini birinin nişanlandığını gördü. Zaten birçok sağlık sorunu olan büyükbabam , Seloş'u kaybetmemiz sonrasında yaşamdan bağını tamamen kesti. Yaşama isteğini kaybettikten sonrada sağlığı hızla kötüleşmeye başladı. Bir zamanların güçlü kuvetli Mennan'ı gitmiş yerine artık nefes almakta zorlanan , ayağa kalkamayan ve bir an önce kurtulmak isteyen birisi gelmişti. Buna rağmen bir tarafta tüm servetini yok etmiş ve ellerinde hiçbirşeyi kalmamış iki oğlunun hayatını kurtarabilmek için , iki oğlan kızlarıyla miras anlaşması yaptığı müddetçe hayata tutunmayı seçti ki iki oğlunun bir şekilde de olsa yaşamlarını kurtarabilip geleceklerini garanti altına almalıydı. <br />
<br />
Ilginçtir ancak büyükbabamla benim bir anlamda aramızda barış imzalamamız bundan 2-3 sene öncesine gitmekte. Ben ailenin benimle uğraşmalarına ses çıkarmamasından büyükbabama , o da benim yaşantımı onaylamadığı için birbirimize karşı sevgi göstermezdik. Ancak büyükbabam seçmiş olduğum yaşantının beni sürüklediği yerleri gördüğü , bende kendi içimde aileyle barış yapıp onları geride bıraktığımdan olsa gerek karşılıklı görüştüğümüz nadir anlarda belkide 34 senede paylaşmadığımız düşünceleri paylaştık karşılıklı. Geçen hafta büyükbabamın durumunun iyice ağırlaşması ve doktorunun herkesin vedalaşmasını tavsiye etmesi üzerine ölümü bekleme sürecine girmiştik. Pazar günü büyükbabamı rüyamda görmüştüm. Benimle vedalaşmış birşeyler söylemiş ve son olarak Rana ve Selma ile buluşmaya gidiyorum demişti. Uyandıktan sonra bir anda telefonunda çalmaya başlamasıyla korksamda kötü haberi almamıştık henüz. Pazartesi günü Mina ve Ceylan'la birlikte bütükbabamız iyaret ederek ona ziyarete gitmiştik. Dedemin odasına girdiğim zamanki manzara açıkçası beni dün aldığım ölüm haberinden daha çok üzdü diyebilirim. Aileden herkesle vedalaşma şansını yakaladıktan sonra çektiği acılardan kurtularak dün öğlen ikide sonunda hayata gözlerini yumdu.<br />
<br />
Şimdi Memnan Gökçeimam'ın ailesi son kez bir Kerhaneci Sokak'ta araya gelerek büyükbabamı yarın öğle namazında toprağa verecek. Daha sonrada muhtemelen Kerhaneci Sokak'taki ev satılığa çıkarılarak Kerhaneci Sokak ile olan bağımıza son verecek. <br />
<br />
Daha fazla acı çekmeden kurtulduğun için sevinsemde senin bir daha olmayacağını ve Mina'nın büyüdüğünü görmemek üzüntü veriyor. Benim için yaptığın ve geleceği kurtarmak için gösterdiğin tüm çabalar için müteşekkirim dede. Her zaman sevgi ve saygıyla anılarımda yer alıcaksın.<br />
<br />
Elvada...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Lizard King</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/lizard-king/kerhaneci-sokak-2250/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dave's Instrumental Hits]]></title>
			<link>http://depkac.com/blogs/dave/daves-instrumental-hits-2249/</link>
			<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 12:13:18 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İçindeki parçaların (tarz olarak) Blues'dan Surf'e çeşitlilik taşıdığı, şarkıları Amerika'daki...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İçindeki parçaların (tarz olarak) Blues'dan Surf'e çeşitlilik taşıdığı, şarkıları Amerika'daki radyo istasyonlarında çalan yeni grupların yer aldığı (The Hellbenders, Ramblin' Ambassadors, Penetrators, Chewbacca's), sevdiğim instrumental parçalardan oluşan <b>son toplama</b>. Beğenileceğini umuyorum. :)<br />
<br />
<br />
<b><u>Dave's Instrumental Hits</u></b><br />
<br />
1- Black Merda - Windsong<br />
<br />
2- Chewbacca's - Cowboy Junkie<br />
<br />
3- Penetrators - Codename: Gypsy<br />
<br />
4- Peter Green - Apostle<br />
<br />
5- Ramblin' Ambassadors - The Hairless Cat<br />
<br />
6- Rubens &amp; The Barichellos - Mahagoni Dreams<br />
<br />
7- Savoy Brown- Instrumental<br />
<br />
8- The Byrds - Captain Soul<br />
<br />
9- The Hellbenders - Have A Good Funeral, My Friend<br />
<br />
10- Vegas Beach - Motown Cowboy<br />
<br />
<a href="http://www.easy-share.com/1908720212/DIH.rar" target="_blank">Download</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Dave</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/dave/daves-instrumental-hits-2249/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Muhtemelen 6 ay istanbul'dayım.]]></title>
			<link>http://depkac.com/blogs/recnes/muhtemelen-6-ay-istanbuldayim-2246/</link>
			<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 11:32:02 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yarın sabah 8.55 uçağı ile İstanbul'a gelip, 6 ay sürecek olan askeri tatilime aynı gün Tuzla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yarın sabah 8.55 uçağı ile İstanbul'a gelip, 6 ay sürecek olan askeri tatilime aynı gün Tuzla Piyade okuluna teslim olarak  başlayacağım :)<br />
<br />
Acemilikten sonra oradaki kadroda kalma ihtimalim yüksek. 30 gün sonra kesinleşecek. Eğer başka yere nakletmezlerse, çarşımı kitlemedikleri zamanlarda görüşürüz.<br />
<br />
<br />
Şafak 159<br />
<br />
<br />
#!/bin/recnes<br />
import mil<br />
<br />
mil.life(suspend)<br />
suspend complete...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Recnes</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://depkac.com/blogs/recnes/muhtemelen-6-ay-istanbuldayim-2246/</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
